Hangi Gözle Baktığına Bağlı


Kötümserlik ekolünün önde gelen filozoflarından Alman Arhur Sehopenhaver (Artur Şopenhavr 1788-1860) dünya için, “olabilecek dünyaların en kötüsü” demiş, aynı çizginin temsilcilerinden Ebu’l Âla Maarri (973-1057) de hayata gelmeyi cinayet saymış, evlendiği için dünyaya gelmesine sebeb olan babasını katillikle suçlamış ve mezar taşına şunları yazdırmış “Babam benim katilimdir, ben ise kimsenin katili değilim” zira âma olan Maarri evlenmediği için başka birinin doğmasına, netice itibariyle de ölmesine sebep olmamıştır.



Hayatın sonundaki ölüme ve dünyadi olumsuzluklara bakarak hayata hiç gelmemek mi daha iyi, yoksa her şeye rağmen varlık âlemine doğmak mı daha iyi? Bu sorunun cevabı eşya ve olaylara iman veya inkar gözüyle bakmaya göre değişir. Doğum öncesi ve ölüm sonrasına vahyin aydınlığından mahrum olarak bakanlar, tesadüf karanlığından gelip tesadüf karanlığına gideceğine inananlar için varlık netice itibariyle sonsuz bir kayıp ve sessiz bir hiçliktir. Onlar için dünyaya gelmek kaybolmaya ve kaybetmeye gelmektir. Üstelik hastalıklar, yoksulluklar, haksızlıklar, cinayetler ve sefaletler de işin cabası...

Vahyin aydınlığında varlık ve olayların arka planını görebilenler için ise dünyaya gelmek en büyük nimettir. Zira yokluk karanlık, varlık ise aydınlıktır. Yokluk üzerinde konuşulmaz. Bütün değerler kendini varlık üzerine gösterir “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nur; 35) ayetini bazı müfessirler; Allah göklerin ve yeri yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkarandır. Şeklinde tefsir etmişlerdir. En korkunç şey yokluk ve yok olmaktır. Bir batılı düşünür; yok olmaktansa cehennemde var olmayı tercih ederim demiş. Hayatı kötü görenler bile her şeye rağmen yaşama mücadelesini veriyorlar. İntiharı anormal ve istisnai bir durum sayarsak hiç kimse kendiliğinden ölmeyi tercih etmez, insandaki var olma duygusuyla, yok olma korkusu, var olmanın en büyük nimet olduğunu göstermektedir. Bütün mücadeleler var olma mücadelesidir. Yere atılan bir tohum bile çatlar. Zayıf-nahif varlığıyla filiz, sert toprağı yarıp gün yüzüne çıkmanın, varlık âleminde boy göstermenin savaşını verir. Çoluk-çocuk sahibi olmak bir bakıma var olmayı sürdürmenin, unutulmamanın vesilesi olduğu için arzu edilir. Hiç kimse ebter (Nesli kesik) olmak istemiyor. Çocukların da bir gün öleceği bilindiği halde her şeye rağmen çocuk sahibi olunmak isteniyor, bunun için her çareye baş vuruluyor.



Yaş günü kutlamalarında “iyi ki doğdun” deniyor“Neden doğdun?” denilmiyor.

Ölüme bakarak doğmanın kötü olduğu söylenirse, battıkları için güneşin, ayın ve yıldızların doğuşuna da itiraz etmek gerekir. Sonbahar gelecek diye ilkbahara karşı çıkmak ne kadar abesse sonunda ölüm var diye doğmaya karşı çıkmak da o kadar abestir. Üstelik ölüm yok olmak değil, ebedi var olmanın kapısıdır. Dünyada var olmak ahirette de var olmanın şartıdır. Fânî hayat olmadan bâki hayat olmaz. Mutlak bekâ sadece Allah’a hastır. Dünyaya gelmek, dünyadan gitmenin başlangıcı olmakla beraber, ebedi var olmanın da başlangıcıdır. Dünya âhirete uzanan köprüdür. Allah ve âhiret inancı olmasaydı hayatın da bir anlamı olmazdı.



İman sayesinde, kötü zannedilen şeyler bile iyiliğe dönüşebilir. Bir şeyin kötü olması ya insanın kullanımından veya eşya ve olayların arka planının bilinmemesindendir. Bir arslanın ceylanı parçalaması fevkalade kötü ve korkunç görülebilir. Fakat olaya yavruları doyurmak ve ihtiyaç gidermek şeklinde yaklaşılırsa durum farklı olur. Nitekim insanların et yemesi de hayvanların boğazlanması sayesindedir. Ameliyat canlıya geçici bir acı verir, fakat sonunda uzun müddet acısız bir hayata vesile olur. Hz. Musa ile Hızır kıssasında olduğu gibi olayların hikmet ve arka planını hesap etmeden acele karar vermek insanları çok defa yanıltır. Kainatta ilahi bir proğramın cereyan ettiği aşikardır. Eşya ve olayları değerlendirirken bu proğramı daima göz önünde bulundurmak gerekir. Adalet sahibi Allah asla haksızlık yapmaz. O, zulmü kendi nefsine yasaklamıştır. Onun her fiili güzeldir ve bir hikmete mebnidir. Mü’min olaylara hep hikmet çerçevesinden bakar, daima iyimserdir. Siyah gözlük takanlar hem kendi dünyalarını hem de çevrelerini karartırlar. Ümit ve iyimserlik başarı ve mutluluğun en güçlü iki aracıdır. İnsanlığın rahmet önderleri olan peygamberler daima ümit ve iyimserlik üzere olmuşlar, tarihin en büyük inkılaplarını gerçekleştirmişlerdir. Hz. Yakub bütün komplolara rağmen oğlu Yusuf’tan ümidini kesmemiş ve oğullarına şöyle seslenmiştir “Ey oğullarım! Gidin Yusuf ve kardeşini iyice araştırın. Sakın Allah’ın lutfundan ümidinizi kesmeyin. Çünkü kafir kavimden başkası Allah’ın lutfundan ümit kesmez” (Yusuf; 87) Hz. Peygamber de hep ümit üzere mücadelesini sürdürmüş, daima Allah’ın yardımına güvenmiş. Mağara akradaşı Hz. Ebû Bekire şöyle demişti: “Üzülme Allah bizimle beraberdir” (Tevbe; 40)



Hayatta zorluklar ve olumsuzluklar elbette alacaktır. Dünya hayatı cennet değildir. Dünyada herşey süt liman olsaydı cennete gerek kalmazdı. Zararlı ve olumsuz gözüken şeyler olmasaydı dünyada neyin mücadelesini verecek ve neyle imtihan olacaktık? İnsanı olgunlaştıran acılar ve sıkıntılardır. Dinimizde tefe’ül (iyiye yormak) güzel, Teşe’üm“Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü, hatta ufak bir tasa isabet etse Allah onun sebebiyle mü’minin günahlarından bir kısmını mağfiret buyurur” (Buhari, mardâ 11, Müslim, Birr: 52) (Kötüye yormak) ise çirkin görülmüştür. Kötü rüyaların bile hayra yorulması tavsiye edilmiştir. Yüce Allah her şeyi bizim lehimizde değerlendirir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.



Mümin her şeyde hayır görür, böylece acıyı tatlılaştırır, çirkini güzelleştirir. Bu anlayış insanda yaşama sevincini artırır. Gücüne güç katar. Her şeye sevgiyle yaklaşır. Neticede sevgi sevgiyi doğurur, dünya yaşanmaya değer hale gelir. Demek ki dünyayı cennet veya cehenneme çevirmek insanın tutumuna ve olaylara bakış tarzına bağlıdır. Güzel bakanlar güzeli çirkin bakanlar çirkin görürler. Güzelliği örten perde eşyada değil gözlerdedir. Asıl körlük gözlerde değil, gönüllerdedir. “Doğrusu gözler kör olmaz. Fakat göğüslerdeki kalpler körleşir” (Hac, 46)



Aslında bakmak, iç dünyanın dış dünyaya yansımasıdır. İçi kararan insanın dış dünyasıda karanlıktır. Ayakkabısı ayağını sıkan bir kimse ister dar yolda yürüsün isterse ovada yürüsün değişen bir şey olmaz. Ağzın tadı bozulduysa bal ne yapsın, şeker ne yapsın? Göz perdeli ise güzel kendini nasıl ifade etsin? Demek ki yapılacak iş öncelikle gönlü tedavi etmek, gönül gözünü açmak, eşya ve olaylara inkar karanlığında değil, imanın aydınlığında bakmaktır. Arifâne bakış budur.



Hak şerleri hayreyler

Arif ânı seyreyler

Neylerse güzel eyler.

Zannetmeki gayreyler

Mevlâ görelim neyler

Ali Rıza Temel
__________________

ÖĞREDİM Kİ

 

 

Öğrendim ki…
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. 

Öğrendim ki…
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika. 

Öğrendim ki…
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
  

Öğrendim ki…
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki…
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. 

Öğrendim ki…
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli. 

Öğrendim ki…
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var. 

Öğrendim ki…
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor. 

Öğrendim ki…
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki…
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. 

Öğrendim ki…
‘Bittim’ dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki…
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar. 

Öğrendim ki…
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor. 

Öğrendim ki…
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. 

Öğrendim ki…
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor. 

Öğrendim ki…
Para ucuz bir başarı. 

Öğrendim ki…
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz. 

Öğrendim ki…
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden
bazıları
Kaldırmak için elini uzatır. 

Öğrendim ki…
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir. 

Öğrendim ki…
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır. 

Öğrendim ki…
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor. 

Öğrendim ki…
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir. 

Öğrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır. 

Öğrendim ki…
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez. 

Öğrendim ki…
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam
yükü o kadar azalır. 

Öğrendim ki…
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak
arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki…
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da! 

Öğrendim ki…
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var. 

Öğrendim ki…
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil. 

Öğrendim ki…
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir. 

Öğrendim ki…
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. 

Öğrendim ki…
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. 

Öğrendim ki…
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. 

Öğrendim ki…
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. 

Öğrendim ki…
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. 

Öğrendim ki…
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun

yıllar sürüyor.

 

Ataol BEHRAMOĞLU

 


 

İHANET ETMEDİM EYLÜL

İhanete uğramış bahar gibisin
İhanet etmedim eylül
Gönlümün en vefasız yanılgısıydın
Çürüttün aşka dair umutlarımı
Halbuki fetretli mahzenlerime
Ulu bir gölden yansıyan
Mehtabını düşledim
Mehtabını son defa anıyorum eylül

Sen ki , kızgın ve çelik bir ruhla geliyorsun
Yanardağ beslediğini biliyorum aslında
Gülüyorsun , kokusunu alıyorum yıldırımların
Ellerindi beni böyle dağıtan
Birbirine ekleyip kalplerimizi
Yürüyelim derken eylül
Ellerindi kan bulaştıran dudaklarıma
Züleyha bakışıyla beni zindana sürüp
Yusuftan alıkoyan felaket gözlerindi

Koruduğumu sandım hüznün ve intiharın
Mel'un saldırısından
Uçurumuna düştüm olumsuz duyguların
Karabasan ve korku darağacında
Sevgine yönelip çamurlara bulandım

Mazlum bir iniltiydi '' intihar etme leyla''
Parçalanan yüreğimle
'Canfezam ' diye eylül , hep eylül sayıkladım
Yakamda bir karanfil gibi , aşağılayan
Korkunç kelimelerin

Halbuki ben şifası olmayan bir hekimin
Kapısından çaresizlik devşiren
Sürgün bahanesi ayakların zinciriyim

Ben hicranı arayan bir hayal bekçisiyim
Mahzun biten bir şarkı boşalır dağarcığımdan
Keser damarlarımı
Ruhumu merhametine terkettiğim '' RÜVEYDA ''
Veya umutsuz bir gül
Veya kanlı bir eylül

Nurullah Genç

 

kim yanmak ister ki?

Yeri ve zamanı yok ki bilinsin. İsteğe bağlı olsa insan bile bile yanmak ister mi bilmem. Acı çekmek, hayattan kopmak, ümitsizlik denizinden boğulmak,mutsuzluk içinde durmak, nedensizce ağlamak... Çok da sinsi, farketmiyorsun önce...

Anlatılmaz, yaşamayan bilemez, yaşayan anlatamaz.

Bile bile kim yanmak ister ki?

aşk

Düşünce Ve Sevgi Asla Mesafe Tanımaz...
Seslenmeden Duymasını Bilen Yürekler Görmeden Sevmesini De Bilir...

ah çekmek ardından...



Sen her gece köse basinda,

Paramparca urban;
Kirli ellerinle, bir dilim ekmek icin
Avuc acan sefil insan.
Inan ki farkimiz yok birbirimizden,
Belki sen, hayat boyu dileneceksin;
Istedigin bes kurusu biri vermez ise,
Baska bir diyardan bir ikincisini
bekleyeceksin.
Lakin ben; hayatta bir defa dilendim.
Bir vefasizin askiydi, sevgisiydi derdim.
Oylesine acik, öylesine bos kaldi ki elim,
Yemin ettim bir daha dilenmeyecegim.

Victor Hugo

İnsanları Nasıl İkaz Etmeli




Peygamberimiz'in (Sallallâhü aleyhi ve sellem) iki mübarek torunu Hz. Hasan'la Hz. Hüseyin abdestinde yanlışlık yapan bir adam gördüler. Onu ikaz etmek istiyorlardı, ikaz ederken üzmek ve utandırmak da istemiyorlardı.

Adama yaklaştılar ve şöyle dediler:
- Amca biz küçüğüz. Abdest almak istiyoruz. Biz abdest alalım, siz bize bakın ve nerede yanlış yaptığımızı bize söyleyin.

Adam "Hay hay" dedi ve onlar başladılar abdest almaya. Önce birisi, sonra da diğeri aldı. Dikkatle takip eden adam, onların ne kadar dikkatli ve itina ile abdest aldıklarını görünce, kendi abdestindeki yanlışlığı anlamış oldu ve:

- Evlatlarım, siz ikiniz de gayet güzel abdest alıyorsunuz. Bense abdestimi yanlış alıyormuşum. Siz bana da öğrettiniz, hem de güzel bir üslupla.

İşte müslümanlar bir kimseyi ikaz edecekleri zaman, mümkün mertebe böyle onu üzmeden ve mahcup etmeden yapmalıdırlar.